
Kadın ve Erkeğin İcatları
ERKEK,silahı buldu,avlanmayı İCAT ETTİ
KADIN,avcılığı buldu,kürkü İCAT ETTİ
ERKEK,renkleri buldu,boyamayı İCAT ETTİ
KADIN,boyamayı buldu makyajı İCAT ETTİ
ERKEK,konuşmayı buldu,sohbeti İCAT ETTİ
KADIN,sohbeti buldu,dedikoduyu İCAT ETTİ
ERKEK,tarımı buldu,yemeği İCAT ETTİ
KADIN,yemeği buldu,diyeti İCAT ETTİ
ERKEK,dostluğu buldu,aşkı İCAT ETTİ
KADIN,aşkı buldu,evliliği İCAT ETTİ
ERKEK,kadını buldu,seksi İCAT ETTİ
KADIN,seksi buldu,baş ağrısını İCAT ETTİ
ERKEK,ticareti buldu,parayı İCAT ETTİ
KADIN,parayı buldu...........................
ve bundan sonrası tam bir FELAKETTİ...!

Öylesine özlemiştim snei
Öylesine yanmış canım
Senin yokluğuna inan alışamadım
Sensiz yapamıyorum
Sen uzakta bense burada aramızda yollar var
Buna nasıl dayanabilirim ben
Sen uzakta bense burada aramızda dağlar var
Buna nasıl dayanırım ben
ADAM GİBİ
Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeği sevmeni bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki
Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki

Sen Yoksun Ya !!!
Unut demek kolay gel bana sor bir de
Unutamıyorum işte unutamıyorum
Bir şey var şuramda beni kahreden
Şuramda tam yüreğimin üstünde
Çakılı duran bir şey var
Elimde değil söküp atamıyorum
Dalıp dalıp gidiyor gözlerim derinlere
Kimi görsem biraz sana benziyor
Seni hatırlatıyor
şu bulut şu gökyüzü
Şu kayaları döven deniz
Şu hüzünlü melodi şu napoliten şarkı
Bir zamanlar beraber dinlediğimiz
Boyuna seni düşünüyorum durmadan usanmadan
Şimdi diyorum o ne yapıyor acaba
O güzelim gözleri kime bakıyor
O canım elleri nerde
Oysa günler o günler değil
Akşamlar o akşamlar değil
Ve kalan şimdi sadece özlemin gecelerde
Durup durup seni büyütüyorum içimde
Seninle acılar büyütüyorum
Yeni yeni kederler büyütüyorum dayanılmaz
Kirli sular yürüyor iliklerime
Bir zehir karışıyor kanıma anlıyor musun
Bir daha görsem seni diyorum bir daha görsem
Bir gün olsun bir dakika olsun
Unut demek kolay, gel bana sor bir de
Hatırladıkça gözyaşlarımı tutamıyorum
Dilimin ucunda sen; başımın içinde sen
Kader misin, ecel misin nesin sen
Unutamıyor um işte unutamıyorum
Senden uzaklarda geçmiyor günler
Duygu hasret, gönül hasret, ben hasret.
Hasret ile yapılmakta düğünüm.
Sevdam hasret, yürek hasret, ten hasret.
Yar olur geceler, duygular düşte
Bana inat tüller her gün cümbüşte
Hayat denen şu karmaşık dövüşte
Durum hasret, gidiş hasret, hal hasret.
Gönül çetrefilli kızsan usanmaz
Kalemler kırılmaz yazsan usanmaz
Aldırış etmesen sussan usanmaz
Gönül hasret, yazı hasret, söz hasret
Bazan duman oluyorum
bazan su.
Bazan, kapkaranlık oluyorum gecelerce,
sabahlara inat.
Bazan, sapsarı bir yaprak
yağmurlarca ıslak toprak oluyorum.
Her günbatımında yanıyorum,
sensizliğe yanıyorum.
Uykusuz gecelere sığmıyor düşlerim.
Bulutlar, gökyüzünden gözlerime iniyor.
Gökgürültülü akşamlarda kıyametler kopuyor,
mevsimler hazana döndü
haberin varmı?
Akşamlarım serin
geceler, buz tututyor.
Ben yanıyorum.
Sensizliğe yanıyorum.
Yağmur damlaları ateş olur düşer yüreğime.
Yıllar, kar olur saçlarıma konarlar.
Elbistan akşamlarının yıldızları söner,
tozar yollarda hasretin.
Düşünüyorum, hep seni düşünüyorum,
içime ateş düşüyor,
yanıyorum.
Sensizliğe yanıyorum.
Ruhumda, dört mevsimi bir anda yaşıyorum.
Dünya dönüyor ya, hazana takılıyor.
Boğuluyorum, boğazımı sıkıyor anılar
bir türkü takılıyor dudaklarıma,
sağır akşamlara inat,
söylüyorum.
Sana da ulaşmıyor feryadım,
sen de duymuyorsun.
Bir ateşin ortasına düştüm,
yanıyorum.
Sensizliğe yanıyorum.
Gökyüzü delinsin, yer çöksün
geceler, yıldızlarını döksün umurumdamı.
Sensiz uykulara pas vermiyor gözlerim,
saatler döndükçe ben de dönüyorum.
Bir sigara çekiyor canım,
seni anıyorum.
Sigaramın ateşi yanıyor
ben yanıyorum.
Sensizliğe yanıyorum.
Ne çok özledim seni bilsen
ne çok arıyorum seni solgun palmiyelerin gölgelerinde
ne çok arıyorum seni ifade yoksunu lal sokaklarından
sağır sultanlardan
acıya hüküm giymiş sevdaların ayak izlerinden
kaldırım taşlarına sinen dolunay sessizliğinden çiçeklerden
her tüyünde alacalı umutlar şavkıyan kuşlardan
ne çok özledim seni bilsen
gecenin titrek kanatlarında hüzne çalarken denizin mavisi
yıkıp yalnızlığın acımasız duvarlarını
tutup sana gelmek isterdim.
henüz uyku sersemiyken yıldızlar
doğmamış başakları okşarken bir rüzgar
ak bir güvercin kanadına salıp yüreğimi
nisan yağmuru gibi yağmak isterdim
teninin karanfile çalan kokusuna
ve bir hançer gibi ansızın girip düşlerine
sesinin aksi sedası olmak isterdim
bir meltem esişinde
ne çok özledim seni bilsen
bir görebilsem yüzünü beklenmedik bir şehirde
ne yaprak düşer sonbaharda inan ne yağmur
ne acı kalır yürekte ne gözyaşı
bir değse gözlerin gözlerime
ne hüzün kalır gecemde ne matem
ne asiliği kalır denizin ne hırçınlığı
ne çok özledim seni bilsen
yitirilmiş sevdaların harman alevi
düşlerinde pusudayım
Düşmüyor adın hiç dilimden,
Öleceğim gülüm bir gün ben,
Senin sevginden, senin derdinden...
Bir gün göreceğim yine belki seni,
Seni, beni unutmuş, benim olmayan seni...
İşte o an aşkımın gözyaşlarını hatırlayacağım,
Ve yine bir köşeye oturup ağlayacağım...
Yemin ettim senin üstüne sevmeyim başkasını diye,
Ve heryerde, her zaman tekrarlıyorum yeminimi;
Seni unutmam için öldürseler bile,
Karşılık olarak dünyayı verseler bile,
Darağacı kurup idam etseler bile,
Senden başkasını asla sevmeyeceğim..

Eskiden, sana yazardım;
Sana yazmaya korkmadığım zamanlarda! ..
§
Eskiden sana yazardım;
Seni, sevdiğim sanıp! ..
§
Eskiden sana yazardım...
Kayaları kazıyıp!
§
Ne yaptın, ne yazdın, veya ne dedin bilmiyorum...
Ama, karşımda duruşun değişti sanki...
Ve sanki, kalbime vuruşun değişti; anlamadan...
Ve, anlatılamadan.
§
İsterdim ki;
Dokunabileyim hâlâ en ince teline saçlarının...
Ve sen, mızrap değmiş gibi titre yine! ..
§
Eskiden, sana yazardım; seni, sevdiğim sanıp! ..
Eskiden, sana yazardım; beni sevdiğini sanıp...
Eskiden sana yazardım;
Sana yazmaya korkmadığım zamanlarda! ..

gülüm
SONSUZA UZANAN HAYALİN PEŞİNDEYİM
GECENİN SEYRİNDE,SEHERİN ZEVKİNDEYİM
MEHTABA UYANAN GÖKLERİN FEVKİNDEYİM
ANDIĞIM,YANDIĞIM,KANDIĞIM SENSİN GÜLÜM...
HASRETLE DOLUYUM,HAZANDA MEVSİMLER
HİCRANLAR BİTMİYOR,KÜLLENDİ ALEVLER
VUSLATIM NEREDE,YÜREĞİM AH İNLER
ANDIĞIM,YANDIĞIM,KANDIĞIM SENSİN GÜLÜM...
Beyaz Gülüm
Ayrılığı Yok Etmez Ölüm
Kirpiğine Rüzgar Değse
Baktığın Yere Kan Damlar Gülüm
Baksan Hazırım
Tutsan Uçarım
Öpsen Ölürüm
Yokluğundan Gayrı
Bana Ne Etsin Ölüm
Sana Gelmediğim Gün
Öldüğüm Gündür Gülüm
Göğsüme yaslanıp elimi tutma ,
Sevgilim diyerek sevdalı bakma ,
Razıyım sen benim gibi bağlanma ,
Uzaktan uzağa bir gülsen yeter...
Git benden yüreğime vurgun olma
Yok, affı ihanet hayatımda
Her sevda biraz kararmış nasıl olsa
Dayanırım bu aşk burada bitti elveda
Yalan de yalan sözlerime
Yalan de yalan gerçeklere
Elini koyup yüreğime
Öyle bak gözlerime

SEZİYORUM Kİ KAÇACAKSIN..
YALAVARAMAM KOŞAMAM
AMA SESİNİ BIRAK BENDE
BİLİYORUM Kİ KOPACAKSIN
TUTAMAM SAÇLARINDAN
AMA KOKUNU BIRAK BENDE
ANLIYORUM Kİ AYRILACAKSIN
ÇOK YIKKINIM YIKILAMAM
AMA RENGİNİ BIRAK BENDE
DUYUMUSUYORUM Kİ YİTECEKSİN
EN BÜYÜK ACIM OLACAK
AMA ISINI BIRAK BENDE
AYRIMSIYORUM Kİ UNUTACAKSIN
ACI KURŞUN BİR OKYANUS
AMA TADINI BIRAK BENDE
NASIL OLSA GİDECEKSİN
HAKKIM YOK DURDURMAYA
AMA KENDİNİ BIRAK BENDE
AZİZ NESİN
En sevdiğin elbiseni giydim
Bu gece kokunu sürdüm
Solgun yüzünü okşadım
Sessizce saçlarından öptüm
Yazdığın mektupları okudum
Kana kana su içer gibi
Plaklarını çaldım ah!
En çok o şarkıda özledim seni.
Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum
gece yarısı
Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya
katran karası
Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana
aldım koynuma
Buseni hafızamdan koparıp
iliştirdim dudaklarıma
Üşüdüm karanlıkta
Tenine dokundum hissetsin diye
Aç gözlerini
Erguvanlarına su verdim
İçerken benimle konuştular
Yastığını okşadım, kokladım
Anılar uçuştular
Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine
bir meltem gibi
Teninin kokusu karıştı kokuma
Yakıştılar
Boğuldum karanlıkta
Yanı başımdasın benden çok
uzaklarda
Gurbet Akşamları
Hiç istemem yine gelir,
Çatar gurbet akşamları
Yüreğime hançer olur,
Batar gurbet akşamları.
Öldürecek beni dertler,
Bende geçti bini dertler,
Dertlerime yeni dertler
Katar gurbet akşamları.
Bilmiyorum dertten gamdan,
Zevk mi alır intikamdan?
Kanlım gibi şu yakamdan,
Tutar gurbet akşamları
Şimdi akşam bak şu anda,
Zindandayım ben zindanda,
Zindan ne ki zindandan da
Beter gurbet akşamları
Acılara beler beni,
Kesip doğrar diler beni,
Parça parça böler beni,
Yutar gurbet akşamları.
Memleketim ilim obam,
Kavim, gardaş, dost, akrabam,
Gözlerimde anam, babam,

SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM TÜRKÜ
Benim bir canla sevip bin özlemle andığım,
Bari gölgeni bırak bana
Su çiçeklerinin en güzel yanları budur,
Giderken gölgelerini verirler suya.
Güz akşamları dal kıpırdamazken,
Suda halkalanan gözleridir
Sen de gölgeni bırak bana.
Gönlümün bin güzelliğiyle inanıp sevdiğim,
Güzelliğini burada ince ince aratma.
Bir kıyıya, bir gün inen fırtına gibi
Birdenbire bir şeyler bırak.
Birşeyleri soğut, birşeyleri yak,
Dağıt birşeyleri, birşeyleri kur.
Kendini hiç yokmuşsun gibi bırakma
Kafamın her yanıyla bir şeyler öğrendiğim ,
Sonsuza uzanan sevinç, güzele vurgun tasa
En azından bin yılda arayıp bulduğum,
Bana aşk şiirleri yazdırma artık
Beni burada gölgen gibi bırakma

GİTMELİYİM !
Sen, benim ruhsatlı sevdam
Ben, senin sevdakeşin.
Ya sen varsın, ya da sen!
Temmuz geldi, gitmeliyim.
Sen şiir olmuşsan, şiir sensizliktir artık
Çünkü; yokluğuna kurşun işlemez.
Nicedir gözlerim dalıp gider
Ekin tarlasında rüzgâr, nicedir sarı değil
Sessiz hüzünlerle yazılmış alnıma
Bir güneşin doğuşunu bekleyerek
Ve bir sevdanın dilinden
türküler söyleyerek gitmeliyim.
Temmuz geldi...
Babamın ismini verdim oğluma.
Koçum benim..
Asi kartallar gibi rüzgârlı doruklarda
Ve kaçıp sana sığındığım geceler
Bütün gözlerim hatırımda.
Kalbimde uçuşur en deli kuşlar
Yüreğim denizlenir bir şiirin koylarında,
Akar boz bulanık seller içimde
Gözlerin gözlerimde direnir.
Ellerin tutuşur elini tutsam
Sen çöl çiçeğisin umutlarımın.
Ruhsatlı sevdamsın.
Seni sevmek yaşamaksa, ben hiç ölmedim.
Temmuz geldi,gitmeliyim...

Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...
Beynimi uyuşturuyor özlemin...
Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl
içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
sürekli bir boşluğa dönüşüyor.
Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup
seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü...
Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak,
bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken...
Ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken...
Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler,
geceler boyu nöbet tuttuk başında... O şen kahkahalarına
yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek...
"Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak,
doktorun böldü sevincimizi: "Yaşayamaz artık bu evde...
Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi,
"O gitmeli... Ve kendine yeni bir hayat çizmeli..."
Bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana...
Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek...
Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek
ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek...
"Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın
mutluluğa" demek sana ne zor...
Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden,
sesin, kokun hala beynimdeyken...
Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek...
Ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın
arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı,
yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı,
onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına,
arkadan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor...
Ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla
uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek...
Yokluğunu beklemek, ne zor...
Bunları düşündükçe, şu anda uzaklarda bir yerlerde
üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp,
terk edilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak
sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak
ve yavaşça üzerini örtmek geliyor içimden...
Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe
dönüşmesinden hicran duyuyorum.
Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde,
terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da
yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak,
yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek
ve "Dön bebeğim" demek istiyorum:
"Geri dön... Kulüben seni bekliyor..."

DÖNMEDİN...
Soğuk bir sonbahar akşamıydı gidişin.
Hava kararmış, yağmur yağmaya başlamıştı.
Düşlerimize yağmur yağıyordu, rüzgar üşütüyordu ellerimizi.
Gözlerin donuk, bedenin halsizdi. Gizli bir el,
kalkışa hazırlanan otobüse binmen için seni sürükler gibiydi.
Sanki, kalmak istiyordun
"Baharda dönerim." demiştin, hatırlıyor musun?
"Sakın beni unutma, bekle."
Ben seni unutmadım sevgili. Ben seni unutmadım.
Bütün kış, baharda döneceğin günün hayali ile ısındım.
Minik öpücüklerle uyandırıp,
güneşin doğuşunu gösterecektim sana.
Çiçeklerin, denizin, kumsalın, güneşin
tadına birlikte varacak, gün batımlarında
denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek,
ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik.
Yalan değil, kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda bir süre.
Sana benzeyen her şeyi sevdim ben.
Sevdiğim her şeyde senden izler vardı.
Aradığımı buldum sandım ama yanıldım, bulduğum sen değildin.
Olmadık zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım.
Her sabah, seni bulmak için
yollara düşmek geldi içimden ama gidemedim.
Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her gece.
"Gelir" dedim kendi kendime.
Söz verdi, gelmesi gerek. Bekledim.
Kendimi paramparça hissettim ama yine de sana kızamadım.
Unuttum kötü sözlerini. Unuttum kapında bekletildiğimi.
Unuttum telefonlarıma cevap vermediğini.
Kavgalarımızı unuttum.
Bir tek seni unutmadım sevgili.
Bir tek seni unutamadım.
Hep dönmeni bekledim.
Zamanla alıştım acılara,
ölüm ilanlarında kendiliğinden silinen adreslere.
Alıştım sevdiklerimin yokluğuna.
Ama yalnızlığa alışamadım. Hasrete alışamadım.
Sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim.
Olmadı gülüm. Bir araya gelemedik.
Oysa daha yolun başındaydık,
tomurcuktuk daha çatlamaya hazır, bahar gelmeden ayrıldık.
Şimdi artan yalnızlığım, senin büyüyen yokluğun var.
Duvarlarda gözlerinin izi, kapı kollarında parmak izlerin saklı.
Sen neredesin sevgili? Varlığın nerede?
Bir mevsim döndü sen dönmedin.
Düşlerim böyle dağınık değildi eskiden.
Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere,
acılarım yüreğimde çöreklenmezdi gece yarılarında.
Özlemlerim hiç bu kadar uzak olmamıştı gün ışığına.
Hasret bu kadar büyümemişti.
Şimdi göçebe olmuş yüreğimle
her sabah yeni yolculuklara çıkıyorum.
Gün ışığına çoğalmış hasretimle
hızla kaçıyorum kara ağızlı tünellerin içinden.
Umudun türküsünü söylüyorum öksüz bakışlarımla.

Merhaba anne,
Yine ben geldim.
Merak etme okuldan çıktım da geldim.
Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama
Ali, "Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder."
demişti de onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen, sağ elimde sarımsak, sol elimde
soğan dedirte dedirte öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne, sağım neresi, solum neresi
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu.
Şimdi iyi biliyorum anne.
Hani geçen geldiğimde:
Şuram acıyor işte, şuram demiştim de
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
Bak şimdi söylüyorum. Şuram işte,
Sol yanım çok acıyor anne.
Hem de her gün acıyor anne her gün.
Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.
Ben de ağladım,
Ağladım hiç de utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi?
Düştüm, dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne.
Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.
Bugün ben de saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim.
Babam; "Ben bilmem ki kızım." dedi.
Bari okula sen götür dedim.
"Kızım, iş..." dedi.
Ben de bana ne dedim, ağladım.
"Kızım, ekmek" dedi babam.
Sustum ama okula giderken yine ağladım anne.
Ha, bi de sol yanım yine çok acıdı anne.
Herkesin çorapları bembeyaz,
benimkiler gri gibi.
Zeynep, "Annem, beyazlara renkli çamaşır
katmadan yıkıyormuş" dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor.
Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Uffff, babam, her gün domates
peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama
Arkadaşlarım her gün kurabiye,
börek, pasta getiriyor.
Biliyorum babam pasta yapmasını
bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne.
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.
Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını,
Çiçeklerini kim koparıyor?
İzin verme anne,
Ne olur toprağına el sürdürme!
Eve gidince aklıma geliyor bi de
bunun için ağlıyorum anne.
Bak, kavanoz yanımda,
toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne?
Her gelişimde aldığım topraklarını
Şu kavanozda biriktirdim.
Üzerine de resmini yapıştırıp
başucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne
Bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum
anne.
Ha unutmadan,
Öğretmen yarın anneyi anlatan
bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım.
Öğretmen anlarsa çok kızar ama
bana ne kızarsa kızsın.
Ben seni hiç görmedim ki neyi,
nasıl anlatacağım anne.
Senin adın geçince sol yanım
acıyor anne.
Hiç bir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sen de rüyama gel beni öp.
Mutlaka gel anne,
Sen rüyama gelmeyince
Sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
Sol yanım acıyor anne.
İşte tam şurası,
Sol yanım çok acıyor anne.
Seni çok özledim anne, çooook...

Gelemiyorum yanına !
O kadar çok engel var ki arada
Bir uçurtmanın kuyruğuna takılıp
gelmek istedim;
Çekmedi yorgun bedenimi.
Bulutlara takılmayı denedim;
Bir yıldırımla attı üzerinden.
Dalgalara bıraktım kendimi
kıyılarına vurmak için
Kağıttan bir gemi kesti yolumu
Koparılan takvim yapraklarıyla
gitgide tüketiyor zaman beni
Gün geceye gömdü gözlerimi
Gece güne savurdu yüreğimi
Küle dönen kor tenimde
İzi kaldı dokunuşlarının.
Üşüyorum...
Sıcaklığını bulmak için
vurdum kendimi sahranın göbeğine.
Güneşin ortasına attım
ip merdivenimin ucunu.
İp tutuştu...
Ben yanamadım.
O kadar nasırlaştı ki sensiz can
Öylesine mahsun kaldı ki duygular
Sevda nerdedir,
Özlem ne tarafa düşer?
Ne yönüm kaldı, ne mevsimim
Sana çıkan yolu bulamadım...
Tuttuğum nefeste kaldı,
Bir boğum daha ukte sevdam.

OĞLUMA ÖZLEM
Yeni bir güne uyanıyorsun yine oğlum
Yine senden uzakta,
Yine hasretine vurgun bakıyorum doğan güne
Bir oyuncak gönderdim sana oğlum
İçinde beni,
Sevgimi,
Hasretimi bul diye.
Büyüyorsun her geçen gün oğlum,
Sevgiyi öğreniyorsun,
Babana sarılıp, onu sevemeden
Küçücük yüreğin hasreti öğrendi,
Özlemeyi öğrendi henüz sevgiyi tanımadan.
Bağışla beni oğlum
Bagışla sana olan uzaklığımı
Yaşam zor oğlum
Yetmiyor bazen istemeler
Yetmiyor bazen "gel babacığım bana" demeler.
Sesin kulaklarımda...
Titrek, özlem kokan sesin yüreğimde
Hayalin gözlerimde.
Severim seni hayalinle,
Severim seni yüreğime vuran sesinle.
Duyarım "babam beni çok sever" demelerini,
İşitirim "babam ne istersem alır bana" demelerini,
Hissederim özlemini, hasretini
Bilirim, "baba" diyen,
Babasına sarılan çocuklara olan kırık bakışını.
Gönderdiğim oyuncağa sarılıp,
Okşarmışsın beni sever,
Bana sarılır gibi…
Babam gönderdi diye
Gösterirmişsin herkese gururla.
Severim ben seni oğlum...
O seven yüreğin, en büyük hazinesidir babacığının.
Özlerim seni oğlum,
Özlemini haykırdığın sesin,
En güzel melodidir babacığının dinlediği.
Hasretim sana oğlum.
Ayrılığın kor bir ateş yüreğimde.
Yaşarım ben yinede; seni ve sevgini,
Severim ben seni; elma yanaklı, güzel oğlum.
Benzemez hiç bir şeye bu sevgi
Ne şiir yeter anlatmaya,
Ne yürek yeter bunu sığdırmaya.
Aydınlatır, babacığının yüreğini
Yaşam bağışlar,
Umut verir babacığına oğlum senin sevgin.
Yüreğimde taşırım ben seni oğlum,
Varlığın, yaşamın bana en büyük hediyesidir oğlum.
Sevginle yaşarım ben oğlum.
Geliyorum oğlum,
Geliyorum sana.
Geliyorum bütün sevgimi akıtmaya
O, küçücük yürekciğine…

Ne özledim seni bir bilsen
Nasıl tütüyorsun burnumda,
Yutkunamıyorum seni andıkça,
Hatta nefes alamıyorum
Cüzdanımdaki resmine baktıkça
Issız gecelerimde
Hayaline kapılıyorum sessizce
Şimdi olsaydı diyorum,
Okşasaydı saçlarımı,
Islak gözlerimi silebilseydi,
Bu kadar erken gitmeseydi de
Telimi duvağımı görebilseydi.
Yaşasaydı da dağ dağ gerilerde olsaydı.
Telefonda duyabilseydim sesini,
Rüzgârlar getirseydi kokusunu,
Bir mektubu bir selamı gelseydi
Yılda bir, hatta on yılda bir görseydim,
O benim buğulu gözlerimden
Ben onun mis kokulu ellerinden öpseydim.
Koklasaydı bağrına basa basa
Saçının her teline
Bin buse kondursaydım.
Göğsünde uyusaydım
Bastığı yerlere sürseydim yüzümü
Ama hasret koymasaydı gözümü
Babam deseydim doya doya
Beraber yudumlasaydık çaylarımızı
Beraber yaşasaydık yaşayamadıklarımızı
Sadece rüyamda değil,
Yanımda görebilseydim.
Babacığım keşke seninle aynı gün ölebilseydim.
Ardında aslında mutsuz bir nefes bıraktın,
Kulağımda çınlayan bir hoş ses bıraktın.
Hakkın yoktu, inan hiç hakkın yoktu
Beni çok erken yetim bıraktın.
Ah! Bir bilsen seni ne çok özledim.
İnan o çocuk ruhumla
Gelirsin diye yıllarca bekledim.
Hiç inanmadım öldüğüne,
O çizgili pijamalarınla
Pencerenin önünde buluvereceğim sandım hep,
Uzansam tutacağım sandım
Günde bin kez uzandım,
Bir kez bile tutamadım.
Gördüğüm her ak saçlı adamı
Sensin sandım zaman zaman
Karşımdasın gibi gördüm kimi an
Ama kayboldun duman duman.
Ah bir bilsen babacığım,
Bu yetimlik ne yaman.
Sen gittin gideli sevmiyorum bayramları,
Yalan değil kıskanıyorum
Babalı olanları...
Hele o babalar günü var ya babacığım;
O gün kahroluyorum.
Sanki, derin
Sanki, dipsiz kuyularda boğuluyorum.

VAZGEÇTİM
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki, çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki, yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki, ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem, dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki, korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki, çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki, kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.

sendenayrıldığım o gun
Gökyüzünden bir yıldız kaydı
Senin için bir dilek tuttum
Dileğimi birsır gibi saklamalıyım
Söylememeliyim yoksa kabul olmaz
Gökyüzünden bir yıldız kaydı
Senden ayrıldığım o gün
Keşke kapris yapmasaydım
Gitme deseydin bırakmasaydın
Ellerini ellerimden çekmeseydin
Canın canıyım deseydin
Gökyüzünden yıldız kaydığında
Birbirimizi deliler gibi
Ölümüne sevmeyi dilerdik
Umutsusca karanlıklara doğru kayan
Oyıldız bendim gökyüzündeki
Senden ayrıldığım o gün

ÖLME ANNE
Hadi be ihtiyar
Söyleme bana öyle
Yüreğimi dağlıyor sözlerin
Neyim varki senden başka
Ben sensiz neylerim?
Hadibe ihtiyar
Aç gözlerini aç
Işığna hasretim ben
Sevgine muhtaç
Hadi be ihtiyar
Pes etme değil hiç yeri
Sen gidersen kim sular
Boynu bükük fesleğenleri?
Hadi be ihtiyar dayan
Hem daha yapacaklarımız var
Sende gidersen şimdi
Heba olur yaşam,zaman
Ah be ihtiyar ah aç gözlerini
Yine bak sevgiyle bana
Hadi anneciğim hadi uyan

Yıllar sonra bile hiç kimseye söyleyemedim
Bu sevdayı kalbime gömdüm ve sen öldün
Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
Yastayım hiç kimse bilmiyor
Seni son gördüğüm yerde yıllar sonra
O gün geldi yine aklıma
Bu kez bir elimde kızım içimde fırtına
Göçüp gittiğin o yolda
Sen varmışsın gibi her gece ışığı kapatmadım
Gel gör ki ben hala yokluğuna alışamadım
Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
Yastayım hiç kimse bilmiyor
Çok zor o kadar yıl sonra itiraf etmek
Bu aşkı bertaraf etmek
Bu kez sana söyleyecek ne çok şey vardı